Archive for June, 2008

Esnek karşılık doktrini

Monday, June 30th, 2008

Esnek karşılık doktrini, ABD’nin Kennedy döneminde gerçekleştirdiği daha sonra NATO’nun benimsediği savunma doktrini.

Doktrin ABD’nin tam anlamıyla yaşamsal çıkarlarının sözkonusu olduğu durumlarda güvenliğini nükleer silahlarla koruyacağı, öteki durumlarda ise savunmanın geleneksel silahlarla yapılacağı anlayışına dayanıyordu. Kısacası, karşılaşılan silahlarının niteliğine göre yanıt verilecekti. Çünkü bir saldırıya kitlesel karşılık vermesi ABD’nin hareket serbestisini sınırlandıran bir durum haline gelmesiydi. Ayrıca Sovyetler Birliği’nin kıtalararası balistik füze sistemlerine sahip olmasıyla ABD’nin kendisi artık doğrudan Sovyet saldırısına açık bir hale gelmiştir. Bu durumda Avrupa’da muhtemel bir Sovyet saldırısında hemen nükleer güçle yanıt verilmesi halinde Amerikan toprakları da bir nükleer saldırı tehlikesi altında kalıyordu. Bu durumun ortaya çıkmaması için “esnek” bir strateji izlenmesi gerekiyordu.

Esnek karşılık doktrininin en doğal sonucu NATO’nun kara kuvvetlerinde bir artışa ihtiyaç duymasıydı. Çünkü karada Sovyetleri dengelemek gerekiyordu. Yeni strateji sonucunda Avrupalı müttefikler arasında Amerikan nükleer gücünün kontrolü yüzünde istekler çıktı, anlaşmaya varılamaması sonucunda Batılı müttefikler arasındaki konsensüs bozuldu ve Fransa NATO’nun askeri kanadından çekildi.

Garip akımı

Monday, June 30th, 2008

Veli]], Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın öncülüğünü yaptığı şiir akımının adıdır. Türk şiirinde o güne kadar yer etmiş kalıp ve anlayışlardan kurtulmak gerektiğini savunur ve biçimciliğe, duygusallığa karşı çıkıp, söyleyiş güzelliğini esas alır. 1941′de Orhan Veli, M. Cevdet Anday ve Oktay Rifat üçlüsü, şiirde varolan aşırı duygusallığa, şairaneliğe, basmakalıp söyleyişe başkaldıran şiirlerini Garip adıyla bir kitapta topladılar. Kitaba koyulan Garip adı zamanla hem üç şairi yansıtan bir kimlik kazandı hem de Türk şiirinde yeni başlayan akımı yansıttı.
Şiirde her türlü kurala ve önceden belirlenmiş kalıplara karşı çıkıp kuralsızlığı kural edindiler. Şiirin ölçü, uyak ve dörtlükle ilgisiz olduğunu, özgür yazılması gerektiğini savundular ve şiirin konularını genişlettiler. O güne kadar “seçkin” bir tür sayılan şiirin her konuda yazılabileceğini savundular. Konuşma dilini şiire dahil ettiler; “nasır” gibi bayağı bir sözcüğün de şiirde kullanılabileceğini gösterdiler. Halk deyişlerini şiire aktardılar.
Bütün bu aykırı özellikleriyle şiir gibi görünmeyen ve Türk Edebiyatı içinde tepki toplayan Garip Akımı, ancak günümüzde anlaşılabildi.

Garipçiler, Garip adlı kitaplarına yazdıkları önsözde, Türk şiirini katı kurallara bağlı ve doğallıktan uzak bulduklarını belirtmişlerdir. Garipçiler’e göre bu durumun temel nedeni hece, uyak, aruz gibi kalıpların şiirde vazgeçilmez sanılmasıydı.

İmam-ı Azam Ebû Hanife Külliyesi

Sunday, June 29th, 2008

İmam-ı Azam Ebû Hanife Külliyesi Bağdat, Azamiye’de bulunur.

İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin ilk mezarı 767 yılında kerpiçten yapılmıştır. Selçuklu döneminde büyük ilgi gören İmam-ı Azam’ın mezarı üzerine, Alp Arslan’ın veziri Şeref-ül-mülk Ebu Said el Harezmî, 1067 yılında “Selçuklu tarzı kubbe” ile örtülü bir türbe, yanına da bir medrese yaptırmıştır. 1508’de Şah İsmail’in istilâsı sırasında tahrip edilen İmam-ı Azam türbesi ile medrese, 1534 yılında Kanunî Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yeniden yaptırılmıştır. Cami, türbe, imaret, medrese, ribat ve hamamdan meydana gelen külliye ile, Azamiye mahallesinin etrafı surlarla çevrilerek kale haline getirilmiştir. Şah Abbas’ın 1623-1638 yılları arasında tahrip ettiği külliye ise Sultan IV. Murad’ın 1639 seferi sırasında esaslı bir şekilde elden geçirilmiştir. 1669 yılında vezir Defterdar Mehmed Paşa cami revaklarını; 1674’de Sultan IV. Mehmed harim kubbesini tamir ettirmişlerdir.

Cami-türbe ile medrese arasındaki bahçe Vali Ömer Paşa tarafından 1679; külliyenin dökülen süslemeleri ile minarenin altın kaplamalı külâhı Süleyman Paşa tarafından 1802’de yaptırılmıştır. Harim, 1816’da Davud Paşa; Türbe 1839’da Sultan Abdülmecid; külliyenin tamamı ve surlar, 1871 yılında Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan tarafından tamir ettirilmiştir. Sultan II. Abdülhamid 1903-1910 yılları arasında, camiin güneyinde sur duvarlarına bitişik iki katlı talebe hücreleri ile daha sonra ilkokul haline getirilen düşkünler evini inşa ettirmiş, çinileri yeniletmiştir.

Irak dairesi zamanında, 1935 ve 1937 yıllarında kısmen tamir edilen külliyenin iç aksamından kemerler, kubbe geçişleri ve pencere alınlıkları ile minber, mihrab gibi teşkilâtın çinileri sökülmüş, kemerler atnalı kemer şekline dönüştürülerek Endülüs Emevi tarzı bir üslûpta süslenmiştir. Külliyeyi çeviren sur duvarları, medrese ve avlu etrafındaki diğer yapılar yıkılarak, yerine modern binalarla camiin batısına yeni bir harim eklenmiştir.

Vaktiyle etrafında surları bulunan ve bugün ayakta kalan yapılarıyla 50.000m2’lik bir alanı kaplayan İmam-ı Azam Külliyesi son zamanlarda iki defa değiştirilen avlu duvarıyla çevrilidir. Önce, Osmanlı dönemindeki Bab-üş Şarkî (doğu taçkapısı) yerine sembolik 3 kemerli basit bir giriş kapısı; Şimal Kapısı yerine de dikdörtgen çerçeveli, atnalı kemerli bir taçkapı yapılmış, sonradan bunlar da yıkılarak bugünkü şekil verilmiştir. Sivri kemerli dikdörtgen çerçeveli yeni taçkapı üçlü bir düzene sahiptir. Avlu duvarı, köşelerde düz örgü, aralarda birbirine demir şebekelerle tutturulmuş geometrik yıldız süslemeli panolardan meydana gelmektedir. 2 m. Yüksekliğindeki bu tuğla panoların kemer üçgenleri ve etrafındaki çerçeve süslemelerinde mozaik çinili örneklere yer verilmiştir.

Avluda, türbe-cami kompleksi ile yıkılan binaların yerine inşa edilen ilâhiyat fakültesi ve öğrenci yurtları bulunmaktadır.

Panzer VII Löwe

Saturday, June 28th, 2008

Panzerkampfwagen VII Löwe (Lion) II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası ordusu Wehrmacht için Krupp firması tarafından tasarlanan süper ağır tank sınıfında zırhlı savaş aracıydı. Bu proje sadece çizim tahtasında kalmadı. 1942 yılında Panzer VIII Maus olarak üretildi..

Löwe tasarımının iki modeli vardı :

  • Leichter Löwe – 5 kişilik mürettebatı, 1000 beygirlik motoru ,76 tonluk ağırlığı vardı. Ön zırhı 100 mm, arka tarafa monte edilen taretinin üzerinde , 105 mm L/70 yüknek namlu hızlı top ve eş eksensel makineli tüfeği bulunuyordu. Azami hızı 27 km/sti.
  • Schwerer Löwe – 5 kişilik mürettebatı, 1000 beygirlik motoru, 76 tonluk ağırlığı vardı. Ön zırhı 120-mm yi buluyordu. Tareti gövdenin ortasına yerleştirilmişti. 105 mm L/70 yüknek namlu hızlı top ve eş eksensel makineli tüfeği bulunuyordu. Azami hızı 23 km/sti.

Nazi Almanyası lideri Führer Adolf Hitler Leichter Löwe modelinin iptaline ve Schwerer Löwe modelinin tekrar tasarlanmasının emrini verdi. Taretine 150-mmlik ana top takılmasını ve ön zırhının 140-mmye çıkartılmasını, hızının da 30 km/s olmasını istedi.

Ne tasarımı ne de prototipi üretildi. Schwerer Löwe tasarımına ait bazı özellikler Königstiger modelinde kullanıldı. Ancak modeli bile aracın çok pahalıya mal olacağını ispatladı. Ayrıca küçük köprüleri geçmek için çok büyük yapısı vardı.

Başka teorik projede PzKpfw IX/PzKpfw X, ya da bilinen adıyla Paper Panzers.


Ayrıca bakınız

  • II. Dünya Savaşı Zırhlı Araç Listesi
  • II. Dünya Savaşı’nda Almanya tank üretimi#Toplam Üretim

Erotik hikayeler

Saturday, June 28th, 2008

Erotik içerikli kısa yazılardır. Genellikle edebi derinlikleri olmamakla birlikte okuyucuyu heyecanlandırmak üzere yazılırlar.

Önceden ulaşılması zor ve pahalı bir tür olan erotik hikayeler internetin yaygınlaşması ile kolay ulaşılabilir ve çok tüketilir bir tür olmuştur.


Tartışmalar

Bir görüşe göre bu türden hikayeler insanların cinsel dürtülerini sapkınlığa yönelttmekte ve bozulmalara yol açmaktadırlar. Ancak diğer bir görüş de kişilerin cinsel özgürlük ve hayal kurma ihtiyaçlarını bu hikayeler aracılığı ile giderdikleri ve bu şekilde toplumsal yaşamlarını daha sağlıklı bir şekilde sürdürebildiklerini söylemektedir. Bu görüşe göre böyle bir edebi türden mahrum bırakılan insanlar “sapkın” olarak adlandırılan fikirlerini paylaşmak yerine uygulamaya koymak yoluyla deneyimleyecek ve toplumsal yaşam bozulmaya uğrayacaktır.

31 Ağustos

Saturday, June 28th, 2008

31 Ağustos, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 243. (Artık yıllarda 244.) günüdür.


Olaylar

  • 1868 - Galatasaray Lisesi kuruldu.
  • 1876 - V. Murat tahttan indirildi; yerine kardeşi II. Abdülhamit padişah oldu.
  • 1890 - Brüksel Genel Senedi ile köle ticareti yasaklandı.
  • 1913 - Ankaragücü Spor Klübü kuruldu.
  • 1918 - Vahdettin padişah oldu. O gün, Osmanlı tarihindeki son kılıç kuşanma töreni yapılmış oldu.
  • 1925 - AEG şirketi kuruldu.
  • 1928 - Bertolt Brecht’in Üç Kuruşluk Opera adlı oyununun ilk gösterimi Berlin’de yapıldı.
  • 1930 - Vilayet ve şehremanetinin birleştirilmesine karar verildi. Valiler, aynı zamanda belediye başkanı oldu.
  • 1966 - Irak ordusu, Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin elindeki Erbil kentini ele geçirdi. Irak ordusu, Mesut Barzani liderliğindeki Irak Kürdistan Demokrat Partisi’ni destekliyordu. Olay, ABD ile Irak arasındaki gerginliği tırmandırdı.
  • 1970 - İzmir’de Akdeniz Oyunları’nın yapılacağı Halkapınar spor tesisleri inşaat sırasında yandı.
  • 1971 - Heykeltıraş Ali Hadi Bara, 65 yaşında öldü.
  • 1988 - Sarp Sınır Kapısı açıldı.
  • 1988 - Kuzey Irak’tan kaçan Iraklılar, Türk sınırlarından geçmeye başladılar.
  • 1995 - Westwood Studios, Command & Conquer serisinin ilk oyunu olan “Command & Conquer”ı piyasaya sürdü.


Doğumlar

  • 12 - Caligula
  • 1870 - Maria Montessori
  • 1908 - William Saroyan, Ermeni asıllı ABD’li oyun yazarı ve romancı
  • 1917 - Turgut Sunalp, MDP Başkanı
  • 1949 - Richard Gere, ABD’li aktör
  • 1949 - H. David Politzer, Nobel Ödülü sahibi ABD’li fizikçi
  • 1970 - Nikola Gruevski, Makedonya başbakanı
  • 1972 - Chris Tucker, ABD’li oyuncu ve komedyen


Ölümler

  • 869 - Buhari, İslam bilgini
  • 1867 - Charles Baudelaire, Fransız şair
  • 1963 - Georges Braque, Fransız kübist ressam
  • 1971 - Hadi Bara, heykeltraş
  • 1973 - John Ford, Amerikalı film yönetmeni
  • 1997 - Prenses Diana, Galler Prensi ve İngiliz Veliahdı Prens Charles’ın eski eşi
  • 2003 - Erkal Zenger, siyaset dünyasının ünlü organizatörü


Tatiller ve Özel Günler

Oya-Bora

Saturday, June 28th, 2008

Oya-Bora, Oya Küçümen ve Bora Ebeoğlu çiftinden oluşan müzik grubudur. Grup Denk adıyla müzik piyasasına girmişlerdir.


Grup Denk ve müzik yarışmaları

İkili ilk kez 1987 Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye Finali’nde Melih Kibar’ın bestesi Paydos ile katılarak 2. olmuşlardır. İlk büyük başarıyı 1987 Kuşadası Altın Güvercin Şarkı Yarışması’nda seslendirdikleri “Tasvir-i Şikayet” adlı şarkıyla elde etmişlerdir. Bu şarkı yarışmada 5. olup Çiğdem Talu Özel Ödülü’nü kazanmış ve kısa zamanda popüler olmuştur.

Aynı yıl ilk albümleri “Seninle Beraberim/Akvaryum” Erdal Kasetçilik’ten piyasaya çıkmıştır. 1988 yılı Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye Finali’nde Turhan Yükseler’in bestesi “Onikiden” ile bir kez daha ikinci olsalar da artık bütün Türkiye tarafından tanınmışlardır. Aynı yıl Uluslararası Çeşme Şarkı Yarışması’na “Onikiden”in İngilizce versiyonu “Target Twelve” ile katılmışlardır. 1989 Eurovision Türkiye Finali’nde Turhan Yükseler’in “Aşk-ı Memnu” adlı bestesiyle yarışmışlar ancak dereceye girememişlerdir. 1989 Kuşadası Altın Güvercin Şarkı Yarışması’nda Levent Çoker’in “Gerçek Aşk” adlı şarkısını seslendirmişler, Bora’nın bestesi “Aldırma”yı ise Oya, solo olarak seslendirmiştir. 1990 Eurovision Türkiye Finali, katıldıkları son Eurovision olmuştur. Bu yarışmada Bora’nın sözlerini yazdığı Turhan Yükseler’in bestesi “Serseri Aşık”ı Oya solo olarak seslendirmiş ancak 4 yıl üst üste katıldıkları yarışmada Avrupa Finali’ne gitme hakkını elde edememişlerdir. O dönemde ulusal müzik yarışmalarının müdavimi olarak anılan ikili 1990 Kuşadası Altın Güvercin Şarkı Yarışması’nda Bora’nın bestesi “Nerdesin” ile 3.lük ödülü olan “Bronz Güvercin”i kazanmışlardır. 1990 yılının sonunda gelen ve Elenor Plakçılık’tan çıkan ikinci albüm “Tiryaki”de Tasvir-i Şikayet’in yeni versiyonunu da seslendirmişlerdir. Bu albümden sonra Şahin Özer Kasetçilik’e geçmişlerdir.


Oya-Bora dönemi

1993 yazında çıkardıkları “Seni Bana Yazmışlar” adlı albümde ilk kez Grup Denk yerine “Oya-Bora” adını kullanmışlardır. Bu albümden “Seni Bana Yazmışlar”, “Ara Beni” ve Goran Bregoviç’in Çingeneler Zamanı film müziğine Türkçe söz yazarak seslendirdikleri “Sevmek Zamanı” adlı şarkılarıyla en popüler dönemlerine ulaşmışlardır.

1995 yılı Ocak ayında çıkarttıkları “Saraylı” albümü ile başlayan farklı tarz arayışları, bir önceki albümün başarısını getirmemiştir. 1997′de gelen “Aşk, İhanet vs.” adlı albümün çıkış şarkısı “Yalancı Sevgilim” yaz dönemi boyunca listelerde yer alsa da ikili 1993′teki başarıyı tekrarlayamamıştır.


Aria dönemi

Halen “Aria” ismi ile dizi müzikleri yapmaktadırlar.


Albümleri

  • Seninle Beraberim/Akvaryum (1987)
  1. Seninle Beraberim
  2. Aşk Kavgam Şimdi
  3. Var Mısın ?
  4. Akvaryum
  5. Ateşle Oyun
  6. Bizim Gibiler
  7. Al Beni Dansa
  8. Sensiz Olmaz
  9. Kelimeler Fazla
  10. Aşka Aşığım
  11. Bana Yeter
  12. Tasvir-i Şikayet
  • Tiryaki (1990)
  1. Tiryakin Oldum
  2. Şu Adamlar Anne
  3. Karşı Koyma
  4. Her Şey Boş
  5. Bir Şans Daha
  6. Onikiden
  7. Tasvir-i Şikayet
  8. Ay Işığı
  9. Farketmez
  10. Nerdesin ?
  11. Ölmek İstedim
  • Seni Bana Yazmışlar (1993)
  1. Seni Bana Yazmışlar
  2. Ara Beni
  3. Gurbette
  4. Ayrılık Zamanı
  5. Sevmek Zamanı
  6. Miskin
  7. Ah Yabanım Benim
  8. Bugün Baharsa
  9. Aşka Feda
  10. Aşk Yarınsız
  • Saraylı (1995)
  1. Saraylı
  2. Yarısı Senin
  3. Sevdikçe
  4. Gel Vefasız
  5. Belli Belli
  6. Tango İstanbul
  7. Gönül Kaçanı Kovalar
  8. Kıskanır Seni
  9. Neyi Neyle İyi Böyle
  10. Kötü Çocuk
  11. Ben Birim Sen Sıfırsın
  12. Herşeye Hazırım Seninle
  • Aşk, İhanet, Vs. (1997)
  1. Ölene Kadar
  2. Yalancı Sevgilim
  3. Veda Çeker Kürekleri
  4. Böyle Ağlama
  5. Bu Benim Kalbimi Kırar
  6. İhanetin Oyunu
  7. Bana Bir Masal Anlat Baba
  8. Cennet
  9. Kendine Ağla
  10. Bugün Bir Yara Aldım

Bülent Aksu

Friday, June 27th, 2008

Bülent Aksu (d. 1977, İstanbul), Türk tiyatrocu ve kuklacıdır.

Lise öğrenimini bitirdikten sonra Şiirce ve Tiyatro Merdiven adlı amatör tiyatro gruplarında görev aldı. Profesyonelliğe ilk adımını Levent Kırca ve Oya Başar Tiyatrosu’nun “Hangi Yüzle” adlı oyunuyla attı. Sonraki yıllarda Masal Gerçek Tiyatrosu, Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları, Kukla Çocuk Tiyatrosu, Üsküdar Çocuk Tiyatrosu gibi tiyatrolarda oyunculuğa devam etti.

İstanbul Kültür A.Ş Gösteri Sanatları Müdürlüğü’nün 2 yıllık oyunculuk bölümünden mezun oldu. Çeşitli TV dizilerinde ve Reha Erdem’in “Kaç Para Kaç” adlı filminde rol aldı. Halen oyunculuk haricinde kukla-karagöz yapımı ve oynatımı ile ilgili çalışmakta, oyunculuk yaşantısına Tiyatro Alkış grubunda devam etmektedir.


Dış bağlantılar

  • Tiyatro Alkış - Bülent Aksu

Dram (tiyatro)

Friday, June 27th, 2008

Dram genel olarak sahne için yazılmış oyundur. Ancak kategorileri ve alt dalları bulunmaktadır. Dram, “drama” adından çıkmıştır. Dram oyunu çoğu zaman hüzünlü bir oyun anlamı içermekle birlikte günümüzde oynanan çoğu dram oyununda komedi unsurları da ara ara ön plana çıkmaktadır.Dram Dramatik anlamında da kullanılmaktadır. Ancak Dramatik sözcüğü ile eşleştimek tiyatro için pek yerinde olmaz.

Dram yazarı uygulamalarında pek çok konuyu ortak bir paydada birleştirir.

Francisco de Peñalosa

Friday, June 27th, 2008

Francisco de Peñalosa (d. 1 Nisan, 1470 - ö. 1528) erken Rönesans döneminde yaşamış İspanyol söz yazarıdır.


Hayatı

Talavera de la Reina’da doğmuş ve her ne kadar Burgos ve Roma’da bda bulunmuşsa da kariyerinin büyük çoğunluğunu maestro di capilla olarak hizmet verip Seville’de geçirmiştir. Ölümü de Seville’de olmuştur.


Müziği ve Etkileri

Peñalosa, Cristóbal de Morales’ten önceki jenerasyonların içinde en önemli ve ünlü söz yazarlarından biridir. Ve eserleri çoğunlukla çok büyük ilgi toplamıştır. Maalesef müziği geniş alanlara yayılamamış; çoğunlukla İspanya’da, Venedik ve Antwerp gibi müziğin merkezi şeirlerden uzakta kaldığından Matbaanin icadından yeterince yarar sağlayamamıştır.

Python s60(symbian)

Thursday, June 26th, 2008


Symbian telefonlarda Python


Python giderek yaygınlaşan yazılım dilidir.

Buradaki anlatılacak olanlar PyS60 belgesinin türkçeye çevirisidir.

Series 60 daki python nedir ?

Python s60 ve Nokia ‘nın geliştirilmiş veya çeşitli sürümlerinde çalışır.Ayrıca symbian yüklü diğer aygıtlarda da python çalışmaktadır.
Şimdiki s60 daki python, python 2.2.2 tabanlıdır.Ve çoğu standart python kütüphaneleriyle kurulu olarak gelir.Ayrıca sadece symbian lara özel olarakda kütüphaneler yapılmıştır.Bunlar ;

  • Yerleşik GUI widgetleri
  • Bluetooth
  • GPRS ağları
  • Yerel GSM bilgileri
  • SMS mesajları,
  • Kameraya ulaşmak ve daha fazlası !

Desteklediği Telefonlar
Desteklenen telefon modelleri 2nd ve 3rd sürümleridir.

Python bulunduran S60 lardaki yetenekler

  • GUI: Menu, Forms, Listboxes, Input fields, Dialogs, Notes
  • Grafikler: renk, doğal yazı tipleri ve temalar, direk ekran çizimleri, simgeleri ve resimleri gösterir
  • Düşük ve yüksek olaylar
  • Yuvalar : TCP/IP, Bluetooth (RFCOMM, OBEX)
  • Mesajlaşmalar (SMS,MMS)
  • İnternet ağı (HTTP,FTP,…)
  • Dosya sistemlerine, dosya okumak, XML ve RSS ulaşmak
  • Kamera ve telefona ulaşmak
  • Takvim, telefon rehberi ve sistem bilgisi
  • Yerel ayarlar (telefonun)
  • Pythonla ilave olarak c++ yazabilmek

Yararlı adresler :

  • Code snippets for Python for Series 60
  • Developer Discussion Boards (Nokia)
  • Python for S60 Wiki
  • HIIT (PDIS)
  • Everything on PyS60

PyS60 kurulum ve kaynaklar
PyS60ın kurulumu :

Telefonunuza uygun kurulum dosyasını seçin.

  • PythonForS60_2ndEd_1_3_1.SIS(Telefon modeleri : 6600, 6630, 6670, 7610)
  • PythonForS60_2ndEdFP3_1_3_1.SIS (Telefon modelleri : N70, N90)
  • PythonForS60_1stEd_1_3_1.SIS(Telefon modelleri : N-Gage QD)

Sisteminizi uygun dosyayı indirdikten sonra telefonunuza kurun.

Örnek kodu telefonunuza yollayın ve pythonla çalıştırın.
Örnek kod

Betik editörü:
Bu python editörü ile cep telefonunuza kolaylıkla betik yazabilirsiniz.

  • ConText

Python Symbianda nasıl yazılır ve denenir ?

  1. Python editörleriyle yazdığınız betikleri .py uzantılı olarak kaydedin.

Betik Örneği Örnek için bu dosyayı indirin.

Bu betiğini çalıştırmak için üç yol vardır;

1) Denemek için betiği telefona gönderin

  • Py uzantılı dosyanızı telefona, bluetooth, kızıl ötesi, usb yada pc suite ile yollayın.
  • Betiğinizi kolay ulaşabileceğiniz yere koyun.
  • Python programını açın.Ardından şunları yapın “options” -> select “Run script” -> select “Senin betiğin” Burdan betiğinizi koyduğunuz yere gidip betiğinizi seçin.Seçtikten sonra betiğiniz çalışacaktır.

Çevirmen : Racih

Ebru Gündeş

Thursday, June 26th, 2008

Ebru Gündeş (d. 12 Ekim 1974, Gaziantep), güncel Arabesk-Pop Müzik şarkıcısıdır.

Ebru Gündeş, 12 Ekim 1974 tarihinde İstanbul´da doğdu.Konfeksiyon işçisi olarak çalıştığı yıllarda sesinin güzelliğini duyan bir tanıdık vasıtasıyla Neşe Demirkat´a götürülür. Amaç, Ebru Gündeş´in Allah vergisi güçlü sesini değerlendirmek ve müzik piyasasına kaliteli ve genç bir ses sunmaktır.Neşe Müzik Yapım, o günlerde henüz kurulmadığı için Neşe Demirkat, bu sesi değerlendirmeleri için Marş Müzik Yapım´ın o zamanki yöneticisi Koral Sarıtaş ve ünlü kemani ve besteci Selçuk Tekay´a yönlendirir onu.Gündeş, bu iki önemli müzik adamından da tam not alarak Marş Müzik Yapım´la anlaşır.
Albüm hazırlıklarına başlamadan önce sahne tecrübesi kazanmak ve şöhret dünyasının büyüleyici dünyasına alışabilmek için bir süre Emel Sayın´a vokalistlik yapar. Güzel sanatçı, çok kısa sürede uyum sağlayarak ilk albümünün hazırlıklarına başlar.

Ve 1993 yılında ‘Tanrı Misafiri’ adlı ilk albümü müzik dünyasına bomba gibi düşer. Selçuk Tekay´ın prodüktörlüğünü, Özkan Turgay´ın aranjörlüğünü yaptığı albümde Gündeş, ilk albümünde milyonluk satış rakamına ulaşır.
Bu albümle birçok ödüle layık görülen Gündeş, 1994 yılından başlayarak Kral TV Video Müzik Ödülleri´nde ‘En İyi Kadın TSM Sanatçısı’ ödülünü üç yıl boyunca kimseye kaptırmaz.

Ebru Gündeş, ilk albümün ardından hemen ikinci albümün hazırlıklarına başlar ve ertesi yıl ‘Tatlı Bela’ yayınlanır. Genç sanatçı, ‘Tatlı Bela’da bu sefer ağırlıklı olarak slow ve romantik parçalar seslendirir.

‘Ben Daha Büyümedim’ adlı üçüncü albümü 1995 yılında çıkar.Albüm, ‘Fırtınalar’ adlı ilk hitiyle ses getirirken Gündeş, ‘Ben Daha Büyümedim’ ve ‘Çok mu Gördünüz’ adlı parçalarla eleştirilere sitem eder.Bu albüm, Ebru Gündeş´in müzik hayatında Serdar Ortaç´la olan birlikteliğin de başlangıcı olur.

‘Kurtlar Sofrası’ adlı dördüncü albümü 1996 tarihinde çıkar. Bu arada oyunculuk tekliflerini de değerlendiren Ebru Gündeş, albümlerinin ismini taşıyan televizyon dizilerinde başrol alır.

İki yıllık bir aranın ardından 1998 yılında ‘Sen Allahın Bir Lütfusun’ adlı albümü müzik marketlerdeki yerini alır. Albüm, Selçuk Tekay´ın yanında Kerem Ökten´in yönetmenliği ve aranjörlüğünde gerçekleşir. Oniki şarkının yer aldığı albüm, Ebru Gündeş´in kendi tarzını sağlamlaştırdığı bir çizgidedir.

Ebru Gündeş 2000 yılında hayranlarının karşısına yepyeni bir albümle çıktı. ‘Dön Ne Olur’ adını taşıyan bu albümünün stüdyodaki tanıtımı sırasında , basın mensupları önünde beyin kanaması geçiren Ebru Gündeş, bir süre hastanede kaldıktan sonra, uzun bir süre de dinlenerek hayranlarından uzak kaldı. Ancak hayranları ona olan sevgilerini albümüne yansıttılar ve Ebru Gündeş´in ‘Dön Ne Olur’ albümü milyon barajını geçerek büyük bir rekora imza attı. Tarık Ağansoy´un düzenlemelerini yaptığı albümde, genç söz yazarı ve bestecilerin de parçaları bulunuyor. Sezgin Büyük, Altan Çetin, Sinan Özşeker, Ertuğrul Polat, Hakkı Yalçın´ın yanısıra Sezen Aksu´nun unutulmaz ‘Hata’ parçası da albümde yer alıyor. Sanatçının alışılagelen çizgisini sürdürdüğü albümde bir de sürpriz yaptığı ‘Deli Deli’ isimli çocuk parçası da yer alıyor.

Uzun bir süre dinlenme döneminin ardından, ilk konserini 11 Mart 2000 gecesi Bostancı Gösteri Merkezi´nde veren Ebru Gündeş, konserin tüm gelirini Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Vakfı Hastanesi Reanimasyon Kliniği´ne bağışladı.
Bir çok Arabesk-Pop Müzik söyleyen sanatçı gibi Afganistan,Lübnan,Suriye,İran da hayranları vardır. Trinidad ve Tobago da yaşıyan Lübnan ve Suriye asıllı araplar tarafından beğenilerek dinlenmektedir.


Diskografi

  • Tanrı Misafiri RAKS MÜZİK
  • Tatlı Bela RAKS MÜZİK
  • Ben Daha Büyümedim RAKS MÜZİK
  • Kurtlar Sofrası RAKS MÜZİK
  • Sen Allah’ın Bir Lutfusun RAKS MÜZİK
  • Dön Ne Olur (1999) RAKS MÜZİK
  • Ahdım Olsun (2001) RAKS MÜZİK
  • Şahane (2003) EROL KÖSE PRODÜKSİYON
  • Bize de Bu Yakışır (2004) EMRE PLAK
  • Kaçak (2006) EMRE PLAK


Dış bağlantılar

  • Ebru Gündeş resmi sitesi

Learjet 23

Wednesday, June 25th, 2008

Learjet 23 6-8 koltuklu (ikisi mürettebat) çift motorlu, yüksek hızlı iş jetidir. Learjet firması tarafından üretilmiştir.


Tarihçe

Learjet 23, Hans-Luzius Studer tarafından İsviçre için önce muharebe uçağı olarak tasarlanmış fakat muharebe uçağı olarak üretilmemiştir. Daha sonra SAAC, bu tasarımı iş jeti olarak benimsemiş ve SAAC-23 olarak geliştirmeye karar vermiştir. Firma Kansas eyaletinin Wichita bölgesine taşındıktan sonra 7 Şubat 1962′de uçağın üretimine başlamıştır ve Learjet 23 ilk uçuşunu 7 Ekim 1963′te gerçekleştirmiş, ilk teslimatı ise 13 Ekim 1964′te vuku bulmuştur.

Bu jetle birlikte hızlı ve verimli iş jetleri pazarı açılma imkanı bulmuş ve Learjet 23 bir çok benzer uçağın tasarımına ilham olmuştur.

Toplam 104 adet üretilen Learjet 23′lerden sonuncusu 1966′da üretilmiş, daha sonra yerini Learjet 24′e bırakmıştır. 26 adedi kazada yitirilen modelden, 1998 yılında yapılan bir sayıma göre halen 39 adedinin faaliyette olduğu belirlenmiştir.


Özellikleri

  • Mürettebat = 2
  • Kapasite = 6 Yolcu
  • Ana Uzunluk = 10.84 m
  • Kanat Açıklığı = 13.18 m
  • Yükseklik = 3.73 m
  • Islak Alan = 21.46 m²
  • Boş ağırlık = 2,790 kg
  • Dolu ağırlık = 3,517 kg
  • Azami Kalkış Ağırlığı = 6,803 kg
  • Motor (jet)= General Electric CJ610-4
  • Motor Tipi = Turbojet
  • Motor Sayısı = 2
  • Azami Hız = 487 knots, 903 km/h
  • Menzil = 2,549 mi, 2,215 nm, 1,584 km
  • Tavan İrtifası = 13,715 m


İlgili maddeler

  • Learjet 24

Cogito (dergi)

Wednesday, June 25th, 2008

Cogito Üç aylık düşünce dergisi

Mevsimlik olarak yayımlanan, Yapı Kredi Yayınları tarafından üç ayda bir çıkan felsefe, kültür ve düşünce dergisidir. 1994 yılından beri bazen iki sayı bir arada olmak üzere düzenli olarak çıkmaktadır. Tematik olarak her sayıda bir konu/kavram incelenmektedir.

Bastille hapishanesi baskını

Wednesday, June 25th, 2008

Bastil Hapishanesi Baskını, Fransız İhtilali’nin sembolik olaylarından biridir. İhtilalin başlangıç hareketlerinden sayılabilecek bir olaydır.

Ellerinde tüfek, tırpan, kürek gibi aletlerle binlerce Fransız, Bastille Hapishanesi’ni basmış ve içerideki mahkumları salıvermişlerdir. Eylemin yapılış amacı, Kraliyet tarafından hapsedilen düşünce suçlularını kurtarmaktı

Colonization

Wednesday, June 25th, 2008

Sid Meier ve Microprose Corp. birlikte 1994 yılında hazırladığı ekonomi ve savaş stratejisinin birlikte kullanabildiğiniz bilgisayar oyunudur. Bu efsanavi oyunun amacı ister amerikada ister farklı haritalarda kolonileri yeniden kurun. oyunun sonu gelmeden önce krallınızın bitmek tükenmek bilmeyen ve yıllar geçtikçe artan ve sizi zor duruma düşüren vergilere ve onun diktasına karşı isyan edin. Onu bir savaşla kendi topraklarınızdan atın. Tabii bütün bunları yaparken yerli kıyımları hem askerlerin güçlenmesi hemde para kazanmanız için gerekli.


Bağlantılar

Resmi Sitesi olmasda onun gibi çalışan bir site


Hileleri

[Alt] tuşuna basılı tutun ve “WIN” yazın. Bu sayede hile ekranı açılacaktır.

Colony ekranında:

[%] – Seçilen 100 eşyayı ekler
[^] – Seçilen 100 eşyayı siler
[!] – Tüm binalar

European ekranda:

[[]] - Vergileri 1 % azaltır
[[]] - Vergileri 1 % arttırır

Central Park

Wednesday, June 25th, 2008

Central Park, New York şehri Manhattan ilçesinde yer alan büyük umumi kentsel bir parktır. Yıllık ortalama 25 milyon ziyaretçisiyle Central Park, Birleşik Amerika’da en çok ziyaret edilen kent parkıdır. Birçok film ve televizyon şovları bu parkı dünyadaki en ünlü şehir parkı yapmıştır.

Central Park’ın zengin tarihi 1800’lü yılların ortalarına dek uzanmaktadır. Gerçi, park içindeki heykeller ufak bir araştırma gezisine çıkıldığı taktirde, bugünün popüler kültürüyle nasıl bir araya geldiklerini bizzat kendileri anlatır gibidir. Central Park, Amerika Birleşik Devletleri’nde Peyzaj düzenleme yapılan ilk genel parktır. Parkın tasarımındaki destekçiler - en önemli olarak, zengin tüccarlar ve alan sahipleri - Londra ve Paris’e ait genel alanları çok beğenmiş ve New York’un da uluslar arası bir şöhret sağlama açısından böyle bir alana ihtiyacı olduğu düşünmüşler. Yapılması düşünülen genel park, cazip düzenleme ve donatılarla kendi şöhretini içinde barındırmalı, New York’un çalışan kesimi için de salonlara alternatif olarak sağlıklı bir alan sunmalıdır. Park alanının ve masrafların müzakeresinden 3 sene sonra, 1853 yılında, kanuni açıdan da New York kenti için Manhattan’ın merkezinde, devlet arazisinden 2800 dönümlük bir alan elde edilmiştir.

Bataklıklardan ve uçurumlardan oluşan düzensiz alan, kaya parçalarıyla noktalanmış, 5 inci ve 8 inci bulvarlar arasındaki alan ile hoşa gitmeyen bir özel gelişim gösteren 59. ve 106. Caddeleri kapsar. Her ne kadar, parkın tasarımında, kabataslak 1600 fakir konutu yerinden etmek gerekse de (içinde İrlandalı domuz çiftçileri ve Alman bahçıvanların bulunduğu) bu insanlar alan içerisindeki şantiyede yaşıyorlardı. Sekizinci Bulvarda ve 82. Caddede, Seneca Köyü kentin en yoğun Afrikalı-Amerikalı kesiminin ikamet ettiği yerlerden birisi (3 kilisesi ve bir okulu ile) bulunmaktadır. 1863 yılında 110 uncu Caddenin sınırındaki yayılma park alanına 843 acre (*) daha kazandırmıştır.

Bu yeni çeşit genel tesisin politik kontrolünün kim tarafından kullanılacağı? sorusu 19. yüzyıla doğru bir muhteva noktasıydı. İlk Central Park Komisyonu’nun tayin edilmesi (1857 – 1870), Andrew Green’in liderliği altında, komisyon kentin ilk planlama acenteliğini kurdu ve parkın yönetimini de güzel bir şekilde yaptı. Daha sonra 1870 yılında, yeni kentin karakteri oluşmaya başladığında, parkın yönetimi lokal kontrole iade edildi, belediye reisi park komisyoncularını tayin etti.
1857 yılında, Central Park Komisyonu ülkenin ilk Peyzaj düzenleme yarışmasını yaptı ve Frederick Law Olmsted (aynı zamanda parkın müfettişidir), Calvert Vaux ve Andrew Jackson Downing tarafından sunulan Greensward Planı nı seçti. Tasarımcılar İngiliz romantik akımından etkilenerek pastoral bir peyzaj oluşturmak istemişlerdir. Yerel eleştirilere cevaben, tasarımcılar planlarında mevcut dolaşım sistemini düzenlemişler, yaya yollarını, at patikalarını ve araba yollarını birbirlerinden ayırmışlardır. Jacob Wrey Mould tarafından asistanlığı yapılan Vaux, 40 tan fazla köprü tasarlayarak geçişleri değişik rotalarla derecelendirmiştir.

Greensward Planı, hızla büyüyen çayırlıklar ve göllerden oluşan pastoral Peyzajı ve kaya parçalarını resim gibi güzel bir şekilde sergiler. Park içerisindeki dizayn stiline uygun olmayan çeşitli araziler de mevcuttu. Güney bölgesi, çok miktarda kayayı barındıran bölüm, Parkın içinde bir sakinliği de beraberinde getirir, durgun bir pastoral stil sunar. Alanın tamamı mimarlar ve mühendisler tarafından değiştirilmiştir, özellikle değiştirilen bölümler çayırlıklar, kayalık alanlar ve bataklıklardır. 1873 yılında, 10 milyondan fazla yük arabası ile çeşitli materyaller ve malzemeler Park alanına taşınmıştır. Bu materyaller arasında 4 milyon ağaç, çalı ve çeşitli bitkiler ile bugünkü Central Park’ı temsil eden 1400 tür ve çeşitli tesisler mevcuttu.

Sonuçta, bir yerde kesişen yollar Greensward Planı’nın marifetini gösterdi ve şehrin isteklerini bünyesinde barındırdı. Öyle ki, hala ziyaretçileri taşraya ait Park deneyimlerinden korumaktadır. Özetle, dahili sirkülasyon sistemi yürümeyi, taşımacılığı ve atlı trafiğini birbirinden ayırır.

Park içinde, eğri patikalar (yürüyüş yolları) ziyaretçilere yürüyüşleri sırasında başarılı bir biçimde görüş açıları sunmaktadır. Park içindeki tek dizayn edilen formal mimari yapı Mall dır. Burası toplumun yanında doğanın ikinci planda kaldığı tek mekandır.

Greensward Planının uygun bulunmasından sonra Central Park’ın tamamlanması 20 yıl aldı. Zorlu politik eylemlerin ardından, oldukça doğal özelliklere sahip olan Park; konstrüksiyonu, yönetimi ve daha sonrasında yeniden yapılandırılmasıyla genel kurumlar tarafından zorla kabul ettirilmiştir. Sonunda Olmstead Park yönetiminden 1877 yılında ayrılmış, Vaux ise ölümü olan 1895 yılına kadar görevine devam etmiştir. Yüzyılın bitimine yakın, genelin isteği rekreasyonel alanlardı ve otomobillerin gelişi ile birlikte Park içinde yeni bir baskı oluştu. Vaux’un ölümünün ardından, kanunlarda yapılan düzenlemelerle Park içindeki ölü ağaçların ve çalıların değiştirilmesi-yenilenmesi sağlandı.

New York’un 5 parkının yapımını elinde bulunduran ve Long Island’ın ilk park yolları ile Jones Plajını yapan Robert Moses, 1934 yılında, Central Parkı ve diğer New York Parklarını yeniden temizledi ve düzenledi. Pek çok çiçek ekildi, Pakın dış duvarları orijinal koyu krem rengine yeniden kavuştu, su içilen çeşmeler onarıldı, yürüme yolları düzeltildi. Moses kontrolünde Central Park 19 çocuk oyun alanına, 12 top oynama sahasına, handball kortlarına ve buz patenine kavuştu. Yine Moses zamanında Central Park Hayvanat Bahçesi ve Tavern on the Green inşa edildi. Ancak 1960 senesinde Robert Moses Park komisyon liderliğinden ayrıldığında, yerine Central Park’ı onun gibi koruyup güzelleştirilecek birisi bulunamadı. Moses’in tüm idealleri ve projelerine rağmen, Park -ağaçları, çim alanları ve Bitkileriyle - ölmeye başladı.

1960 yılından itibaren bunu takip eden 20 yıllık periyot Pakın zayıflama periyodu olmuştur. Parkın Peyzajı yaz konserleri ve yeni yıl kutlamaları ile barış Rallileri ve protest gösterileri ile mahvolmuştur. Park artık yönetilmeyen ve yönetilemeyecek bir şekilde görünmekteydi.
Buna rağmen 60 lı yıllarda birtakım olumlu değişikler görüldü. 1962 yılında The Public Theatre’ın “Shakespeare in the Park” oyunu ilk kez sahnelendi. 1961 ve 1965 senelerinde, Metropoliten Operası ve New York Filarmonisi, Great Lawn da bir dizi yaz gösterisi yaptılar. 1964 senesinde, Central Park Doğal Tarihi Peyzaj Alanı olarak ilan edildi; 1974 senesinde New York Şehri’nin Landmarkı olarak isimlendirildi. Daha sonraları Parkın restoresinde bu durumlar birtakım standartların kurulmasında yardımcı oldu. 1975 senesinde Parkın acilen bir yardıma ihtiyacı olduğu düşünülerek Belediye Reisi Edward Coach ve Park Komisyonundan Gordon Davis bu durumu ele aldılar. Belirli bir yönetim altında, Central Park Komisyonu 1980 yılında Bill Beinecke (Başkan) ve Betsy Barlow Rogers (Central Park Yöneticisi) sayesinde yeniden canlandırıldı. Bu, Central Park’ın sürdürülebilirliğinde yeni bir safha oldu.

1980 yılı Central Park için bir dönüm noktası olmuştur. Şehir ve yeni kurulan Central Park Komisyonu birlikte çalışmaya başladı ve Parkın restorasyonu için gerekli uzun bir eyleme adım attılar. 1981 senesinde, Komisyon ” 1980′ler ve Ötesinde Central Park’ın Yeniden Yapılandırılması” (”Rebuilding Central Park for the 1980s and Beyond”) adıyla bir doküman yayımladı. Bu dokümanda Park restorasyonu için gerekli Parkın Master Planının ilk hali de yer alıyordu.

Şehir ve Park Komisyonu birlikte pek çok restorasyon projesine başladı. 1998 Şubatında, Belediye Başkanı Rudolph Giuliani, Pak Komsiyonundan Henry Stern ve Ira Millstein birlikte bir yönetim kontratı imzalayarak Park için yeni bir dönüme de aynı anda imza atmış oldular. Bu kontrat merkez restorasyon ve Park içindeki genel programlamalar bakımında çok büyük yararlar sağlamıştır.

Central Park’ın yeniden yapılandırılması başarısının altında Şehir halkı, yerel yönetimler ve Park Komisyonunun birlikte çalışmasının yanında, Şehir Plancıları ve Peyzaj Mimarlarının ortak çalışmaları da yatmaktadır. (http://www.peyzaj.org/2003/26kasim/1800-1858.htm, 2007.)

Derince, Milas

Wednesday, June 25th, 2008

Derince, Muğla ilinin Milas ilçesine bağlı bir köydür.


Tarihi

Köyün adının nereden geldiği ve geçmişi hakkında bilgi yoktur.


Kültür

Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.
ÇAYKIMA isminde mısır unu ve buğday unundan karıştırılarak yapılan,içine tarla kenarları ve dağlardan toplanan otlar konan böreği vardır.zeytin yağıyla yapılır.


Coğrafya

Muğla iline 87 km, Milas ilçesine 18 km uzaklıktadır.


İklim

Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir.


Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 715
1997 716


Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.zeytincilik en önermli geçim kaynağıdır.TOPRKALARI ÇOK VERİMLİDİR.YILIN HER AYI ÇİFTÇİLER DEĞİŞİK ÜRÜNLER ALIRLAR. NARENCİYE doğal aşısız ağaçlarla yapılır.çekirdekli mandalini ve portakalı çok meşhurdur.


Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 - MEHMET ALİ DAĞ
1999 -
1994 -
1989 -
1984 -


Altyapı bilgileri

Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.


Dış bağlantılar

  • Yerelnet

Tazmanya canavarı

Wednesday, June 25th, 2008

Tazmanya canavarı (Sarcophilus harrisii) veya Tazmanya şeytanı, Dasyuridae (yırtıcı keseliler) familyasından bir hayvan türü. Bu familyanın şu an yaşayan en büyük temsilcisidir ve Sarcophilus cinsinin tek üyesidir. Ufak bir köpek ebatlarında ama yapılı ve kaslıdır. Şu anda Dünya üzerinde bulunan en büyük etobur keselidir.

Bugün sadece Tazmanya Adasında yaşamaktadır. Anakara Avustralya’da tahminen 14. yüzyıl içerisinde nesli tükenmiştir. Evcil kümes hayvanlarının korunması için 1930′lu yıllarda yoğun olarak Tazmanya’da da avlanmışlardır. 1941 yılında Keseli canavarın koruma altına alınmasıyla adadaki varlıkları kendine gelmiştir. Ancak 1990′lı yıllarda baş gösteren bir hastalık, bu hayvanın geleceğini yeniden tehdit etmektedir. Çok yakında tehlike altında sınıflandırmasına girebilir. Tazmanya Hükümeti hastalığın etkilerini azaltmak için önlemler almaktadır.


İsminin kökeni

Bu ismini, siyah kürkü, irkildiğinde yaydığı nahoş kokusu, yüksek sesle çıkardığı ürkütücü çığlığı[1] ve beslenirken ki çok hırçın hareketlerden dolayı almıştır.

Bilimsel ismi son 200 yıl içerisnde defalarca değişmiştir. Doğa bilimci George Harris ilk 1807 yılında hayvanı incelemiş ve Didelphis ursina ismini vermiştirHarris, G. P. 1807. Description of two species of Didelphis for Van Diemen’s Land. Transactions of the Linnean Society of London, Volume IX.Daha sonra 1838 yılında Richard Owen tarafından adı Dasyurus laniarius olarak değiştirilmiştir. Ancak bu isim de uzun süre kalmadı. 1841′de Pierre Boitard türü tekrar kategorize etti ve Sarcophilus harrisii adını verdi. Türün en taksonomi incelemeleri 1987 yılında yapıldı ve Sarcophilus laniariusWerdelin, L. 1987. Some observations on Sarcophilus laniarius and the evolution of Sarcophilus. Records of the Queen Victoria Museum, Launceston, 90:1-27 adı verildi. S. harrisii ismi kaldı ve S. laniarius ismi de fosil türleri ile ilişkilendirildi.. Tazmanya canavarı Sarcophilus cinsinin yaşayan tek üyesidir.

En yeni araştırmalar sonunda, Quoll ile yakın Tazmanya kaplanı (Thylacine) ile ise uzaktan akraba olduğu yönünde bilgiler elde etmiştir.


Fiziksel Özellikleri

Tazmanya canavarı, 1936′da son Thylacine’in ölümünden bu yana yaşayan en büyük yırtıcı keselidir. Erkek, baş dahil 65 cm büyüklüğünde, kuyruğu yaklaşık 26 cm uzunluğunda, ağırlığı 8 kg’dır. Dişi ise yaklaşık 57 cm, kuyruk 24 cm, 6 kg ağırlığındadır. Tasmanya canavarının doğadaki ömrü ortalama 6 yıldır, esarette bu süre uzayabilir.

Vücut yapısı güçlüdür. Baş, kısa ve geniş, dişler sivri ve kemik parçalamaya uygundur. Kürkü genelde siyah ya da koyu kahvedir. Bir keseli memeli için alışılmadık bir biçimde ön ayakları arkalara oranla biraz daha uzundur.

Canavarın yüzünde ve kafasının tepesinde bıyıkları vardır. Bunlar karanlıkta yemek ararken avlarının ve diğer canavarların yerlerini tespit etmede işe yarar. Kışkırtıldığı zamanlar keskinliği kokarcanınkine rakip olabilen bir koku salabilir. Duyma egemen duyusudur, aynı zamanda mükemmel bir koku alma duyusuna da sahiptir. Canavar geceleri avlandığı için görme duyusu en kuvvetli siyah beyazdadır. Loş ışıkta hareket eden nesneleri hemen görebilmekte fakat durağan nesneleri seçmekte zorlanmaktadırlarDepartment of Primary Industries, Water and Environment. Tasmanian Devil - Frequently Asked Questions. Memeliler arasında vücut oranı ayarlanarak yapılmış bir analiz, Tazmanya canavarının yaşayan memeliler arasında en kuvvetli ısırığa sahip olduğunu göstermiştir.Wroe, S, McHenry, C, and Thomason, J. 2005. Bite club: comparative bite force in big biting mammals and the prediction of predatory behaviour in fossil taxa. Proceedings of the Royal Society B-Biological Sciences 272:619-625 PMID 15817436. Çenesinin gücü büyük oranda görece büyük kafasından kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda bir Tazmanya canavarı hayatı boyunca yavaşça büyüyen tek bir takım dişe sahiptir.


Üreme

Dişiler genelde cinsel erişkinliğe ulaştıkları ikinci yıldan sonra üremeye başlarlar. Bu noktada senede bir kere doğurgan hale gelirler ve kızgınlık döneminde çoğul ovumlar üretirler.Guiler, E.R. 1970. Observations on the Tasmanian Devil, Sarcophilus harrisii II. Reproduction, Breeding and Growth of Pouch Young. Australian Journal of Zoology 18:63-70
Çiftleşme Mart ayında, gün ve gece boyunca korunaklı yerlerde olur. Erkekler, dişiler için dövüşürler ve dişi canavarlar baskın erkekle çiftleşir. Canavarlar tekeşli değillerdir ve dişiler çiftleşmeden sonra erkek tarafından korunmazlarsa birçok başka erkekle çiftleşebilirler. Gebelik 21 gün sürer ve her biri yaklaşık 0,18 - 0,24 gram olan (pirinç tanesi kadar bir büyüklükte) 20-30 arası yavru yumurta akı kıvamında bir sıvının içinde dünyaya gelir.Fisher, D.O. et al. 2001. The ecological basis of life history variation in marsupials, Appendix A. Ecology 82:3531-3540. Yavrular doğdukları zaman vajinadan annenin kıllarına tutunarak keseye giderler. Kesenin içine girdikten sonra her biri ilerleyen 100 gün boyunca bir meme ucuna bağlı kalır. 4 meme ucu bulunduğu için memeye ilk ulaşan 4 yavru hayatta kalır. Bir meme edinemeyen yavrular genelde anne tarafından yenirler. İstatiksel olarak erkeklere oranla daha fazla dişi hayatta kalır. Dişi Tazmanya canavarının kesesi aynı wombatta olduğu gibi arkaya doğru açılır dolayısı ile yavrular kesenin içindeyken dişinin yavrularla etkileşimde bulunması zordur. .

Kesenin içinde, beslenebilen yavru hızla gelişir. 15. günde kulakların dış kısımları görünür hale gelir. 16 gün sonra göz kapakları 17. gün bıyıklar ve 20. günden sonra da dudaklar belirir. Yavrunun tüyleri 49. günde çıkmaya başlar ve 90 gün sonunda tüm bir kürke kavuşur. Gözleri 87-93 gün sonra kürkün oluşması ile beraber açılır ve 100 gün sonunda meme ucundaki tutunuşları gevşer. doğumdan 105 gün sonra ebeveylerinin 200 gr. ağırlığında küçük bir kopyası olarak keseyi terk ederler. Kanguru yavrularının aksine canavar yavruları keseye daha geri dönmezler. Onun yerine ekim kasım ayları arasında ilk kez dışarı çıkmadan önce üç ay daha inlerinde kalırlar. Ocak ayında bağımsız hale gelirler. Dişi canavarlar yılın altı haftası hariç yavrularına bakmakla meşguldürler.


Ekoloji ve Davranış

Tazmanya canavarları, tüm Tazmanya’ya dağılmış ve oldukça yaygındırlar. Şehirlerin civarları dahil olmak üzere tüm ortamlarda bulunurlar. Özellikle sahil ormanlarının ve kuru sclerophyll ormanları tercih ederler. Tazmanya Canavarı gece ve alacakaranlık zamanlarının avcısıdır ve gündüzlerini yoğun çalılıklar veya bir delikte geçirirler. Genç canavarlar ağaçlara tırmanabilirler ama bu irileştikçe daha zor hale gelir. Genelde yalnız hayvanlardır ve sürüler oluşturmazlar. 8-20 km² arasında değişen bir bölgeleri vardır.

Tazmanya canavarları küçük bir wallaby büyüklüğündeki avlarla başa çıkabilirler ama pratikte fırsatçılardır ve avlanmaktan daha sık olarak buldukları leşleri yerler.

Aslında wombatları tercih etse de, her türlü küçük yerli memelileri, evcil memelileri (koyun dahil), kuşları balıkları, böcekleri, kurbağaları ve sürüngenleri de yer. Diyetleri çok çeşitlidir ve mevcut yemeğe göre değişir. Ortalama olarak her gün kendi vücut ağırlıklarının %15′i kadarını yerler ama durum müsade ederse 30 dakika içinde kendi ağırlıklarının %40′ını bile yiyebilirlerPemberton, D. and Renouf, D. 1993. A field-study of communication and social behaviour of Tasmanina Devils at feeding sites. Australian Journal of Zoology, 41:507-526.
Tazmanya canavarları leşten geriye hiçbir iz bırakmazlar et ve iç organlara ek olarak kemik ve kürk de dahil her şeyi yerler.
Bu bağlamda bir leşi hızla silip süpürmeleri sayesinde leşte oluşup çiftlik hayvanlarına zarar verebilecek böceklerin yetişmesini önledikleri için Tazmanyalı çiftçilerin saygısını kazanmışlardır.

Yemek yeme, Tazmanya canavarları için sosyal bir olaydır. Canavara atfedilen gürültünün büyük bir kısmı 12′ye kadar hayvanın bir araya gelip yerlerken çıkardıkları bu toplumsal hırıltılardır. Bu sesler sık sık kilometrelerce öteden duyulabilir. Beslenmekte olan canavarlar üzerinde yapılan bir çalışma karakteristik saldırgan esnemeleri de dahil 20 farklı fiziksel duruş biçimi ve canavarların yerken haberleşmek üzere kullandıları 11 farklı ses olduğunu ortaya çıkarmıştır. Genelde baskınlık kurmak için sesler ve duruşlar kullanılır ama dövüşler de olur. En agresifler erişkin erkeklerdir ve yemek ya da eş için kavgalardan dolayı yara izleri oldukça yaygındır.


Korunma durumu

Tazmanya bir süredir büyük keseli etoburların son sığınağıydı. İnsanların gelmesinden çok kısa bir süre sonra anakaradaki bütün büyük etoburların soyu tükendi. Sadece en küçük ve en iyi uyum sağlayanlar hayatta kaldı. Fosil kanıtları Tazmanya canavarının anakarada yaklaşık 600 yıl öncesine (ilk Avrupa kolonisinden 400 yıl önce) kadar varolduğunu göstermektedir. Soylarının tükenmesi dingolar ve Avustralya yerlileri tarafından avlanılmasına bağlanmaktadırJohnson, C.N. and Wroe, S. 2003. Causes of extinction of vertebrates during the Holocene of mainland Australia: arrival of the dingo, or human impact? Holocene 13:941-948. Dingosuz Tazmanya’da etobur keseliler, Avrupalılar gelene kadar hala aktiftiler. Avrupalıların gelişinden sonra Thylacine’in soyunun tükenmesi daha iyi bilinir ama Tazmanya Canavarı da tehdit altındaydı.

İlk Tazmanyalı yerleşimciler tadının dana etine benzediğini söyledikleri Tazmanya canavarını yiyorlardı. Canavarların çiftlik hayvanlarını avlayıp öldürecekleri inancı üzerine, tüm şehirsel alanlardan kökünün kazınması için 1830′da bir ödül yasası yürürlüğe girdi. Bunu izleyen yüzyıl boyunca tuzaklar ve zehirleme, soylarını tükenmenin eşiğine getirdi. 1936′da son Tazmanya Kurdu’nun ölümünden sonra Canavarlar için olan tehdit anlaşıldı. Tazmanya Canavarı 1941′de koruma altına alında ve nüfusu yavaşça kendini toparladı.

Kayıtlı tarihte, muhtemelen salgın hastalıklara bağlı iki büyük nüfus azalması oldu: 1909′da ve 1950′de. Tazmanya Canavarı’nın şu anki nüfusunun ile arasında olduğu düşünülmektedir. 10-20 km² başına 20 canavar. Tazmanya ve Avustralya, Tazmanya Canavarlarının ihracını yasaklamıştır.


Canavar yüz tümörü hastalığı

İlk kez 1996′da otaya çıkan canavar yüz tümörü hastalığı (devil facial tumour disease - DFTD) Tazmanya’nın vahşi canavarlarını kırıp geçti. Tahminler, hastalığın canavar nüfusunun %20 ile %50’si arasını vurduğu ve ülkenin %65′inde etkili olduğu yönündeDPIWE. 2005. Devil Facial Tumour Disease - Update June 2005DPIWE. 2005. Tasmanian Devil Facial Tumor Disease, Disease Management Strategy. Etkilenen yoğun nüfuslu bölgelerde ölüm oranı 12-18 arasında %100DPIWE. Disease Affecting Tasmanian Devils. Tür, Tazmanya’nın Tehdit Altındaki Türlerin Korunması Yasası (Threatened Species Protection Act 1995) ve Avustralya’nın Çevre Koruma ve Biyoçeşitliğin Korunması Yasası 1999 yasalarının 2006 yılı sürümlerinde Hassas olarak listelendi. Bu, türün orta vadede soyunun tükenme tehlikesinde olduğu anlamına geliyor. IUCN şu an için bu türü tehdit altında görmüyor. En son değerlendirildiğinde asgari endişe (IUCN Kırmızı Liste|LC) olarak listede yer aldı.

Hastalığın yayılması ve hastalıktaki değişimleri takip edebilmek amacı ile vahşi Tazmanya Canavarı nüfusları izlenmektedir. Saha izlemeleri, belirlenmiş bir alan içerisindeki canavarların yakalanması ve hastalık için kontrol edilmeleri ve etkilenmiş hayvanların sayısının belirlenmesinden oluşuyor. Aynı alan hastalığın zamanla yayılmasını nitelendirmek amacı ile tekrar tekrar ziyaret edilmektedir. Şimdiye kadar olan sonuçlar gösteriyor ki; hastalığın bir alandaki kısa vadeli etkileri çok ciddidir. Türetilmiş diğer bölgelerdeki uzun vadeli izlemeler bu sonuçların kalıcı olup olmayacağını ve nüfusların toparlanıp toparlanamayacağını gösterecek. Saha elemanları ayrıca hastalanmış canavarların yakalanıp vahşi nüfustan arındırılmalarının etkinliğini araştırıyor. Hastalıklı canavarların vahşi nufüslardan ayıklanmasının, hastalığın yaygınlığını azaltması ve daha çok canavarın gençlik yıllarını geçerek üremesini sağlaması umut ediliyor.

Taroona’nın banliyösü Hobart ve Batı Tazmanya açıklarındaki Maria Adası’ndaki tesislerde hastalıksız canavarlardan oluşan iki “sigorta” nüfus yerleştirildi. Anakaradaki hayvanat bahçelerinde ıslah edilmeleri de başka bir seçenek. Tazmanya ekosistemindeki varlığı 2001 yılında yasadışı olarak doğaya salınmış kızıl tilkinin yayılmasını engellediği için Canavar sayısındaki düşüş aynı zamanda bir ekolojik sorun olarak da görülmekte. Bostanci, A. 2005. A Devil of a Disease. Science, 307:1035 PMID 15718445 Tilkiler Avustralya’nın tüm eyaletlerinde problem yaratan istilacı türlerdir ve tilkilerin Tazmanya’da yayılması Tazmanya Canavarı’nın kendini toparlamasına köstek olacaktır.


Kültürel referanslar

Tazmanya Canavarı, Avustralya’da simge haline gelmiş bir hayvandır, Tazmanya Ulusal Parklar ve Vahşi Yaşam Servislerinin ve “Şeytanlar” diye bilinen Avustralya futbolu takımının simgesidir.

İhracındaki sınırlamalar yüzünden Tazmanya Canavarı esarette sadece Avustralya’da görülebilir. Bilinen son denizaşırı canavar 2004 yılında Kaliforniya’da öldü. Buna rağmen Danimarka Prensi Frederick’in ve Tazmanya’lı eşi Prenses Mary’nin ilk oğullarının doğumundan sonra Tazmanya Hükümeti Kopenhag Hayvanat Bahçesine bir çift Tazmanya canavarı hediye ettiTassie sends devils to celebrate birth, AAP, October 17, 2005. Bunlar Avustralya dışında bilinen tek Tazmanya canavarlarıdır.

Belki de Tazmanya canavarı, uluslararası kamuoyunda en çok Looney Tunes çizgi karakteri “Tasmanian Devil” ya da “Taz”‘a ilham olması ile bilinir. Tazmanya Canavarı ile vücut bulduğu çizgi karakter arasındaki tek benzerlik doymak bilmez iştahları ve utangaçlıklarıdır.


Dış bağlantılar

  • Tazmanya Parklar ve Vahşi Yaşam Servisi Ses ve video dosyaları, SSS
  • Cancer Could Wipe Out Tasmanian Devils Bu sayfada aynı zamanda Tazmanya Şeyanın çığlığını duyabileceğiniz bir ses dosyası ve hastalık ile ilgili bir video da mevcut.
  • Tazmanya Hükümeti - Tazmanya Şeytanı SSS
  • Le diable de Tasmanie (fransızca)


Referanslar ve dipnotlar


Kaynaklar

  • (Giriş , isim ve fiziksel özellikler bölümlerinin bir kısmı)
  • ITIS Sarcophilus laniarius
  • ITIS Sarcophilus

Direnç renk kodları

Wednesday, June 25th, 2008

Direnç renk kodları, direnç üzerindeki renkleri değerlendirirken A, B, C, D ve T sırasına göre gitmeye dikkat etmek gerekmektedir. Bu sıralamaya göre yapılacak hesaplama sonucunda elde edilen direnç değeri Ohm olarak bulunacaktır.

Direnci gösteren harfler: R = Ohm(?), K = KiloOhm(K?),M = MegaOhm(M?)

Tolerans harfleri: F = ±%1,G = ±%2,J = ±%5, K = ±%10,M = ±%20

Kodlama Üç Şekilde Olmaktadır;

1- 1000 Ohm ‘a kadar olan dirençler için R harfi kullanılır.

Kodlama 3 adımda yapılır:

  • R’den önce gelen sayı “Ohm” olarak direnci gösterir.
  • R’den sonra gelen sayı direncin ondalık bölümünü gösterir.
  • En sondaki harf toleransı gösterir.

Örneğin:

  • 6R8J = 6.8 ±%5 ?
  • R45G = 0.45 ±%2 ?

2- 1K? ‘dan 1M? ‘a kadar olan dirençler için “K” harfi kullanılır.

Örneğin:

3K0K = 3±%10
K?
2K7M = 2.7±%20
K?

3- 1M? ‘dan yukarı dirençlerde de “M” harfi kullanılır.

Direnç Standartı:

Tolerans yüzdeleri, “E” seri numarasından anlaşılır.

İhtiyaca göre bu dirençlerin 10, 100, 1000 katları alınır.

Völkischer Beobachter

Tuesday, June 24th, 2008

Alman Nazi Partisi’nin 1920 yılında haftalık olarak yayınlanmaya başlanan yayın organı niteliğindeki gazetedir. 8 Şubat 1923 yılından itibaren günlük olarak yayınlanmaya başlanmıştır. 25 yıl boyunca Nazilerin resmi yayın organı olarak çıkarılmıştır.


Linker

  • Almanca Site

İstanbul Gizemleri (kitap)

Monday, June 23rd, 2008
  • Kitabın Adı : İstanbul Gizemleri Büyüler , Yatırlar , İnançlar
  • Yazarı : Giovanni Scognamillo
  • Yayın Hakkı : Giovanni Scognamillo , Altın Kitaplar Yayınevi
  • Kapak Resmi : Şahin Karakoç
  • Kapak Düzeni : Fatma Bozkurt
  • Dizgi : Altın Kitaplar Basımevi
  • Baskı : 1. Basım Mart 1993
  • ISBN : 975-405-390-1


Arka Kapak Yazısı

İstanbul bir kültür , uygarlık ve bunlardan oluşan bir inanışlar potasıdır. Doğu ile Batı’nın değişmeyen bir buluşma noktası ,ve ola ki , manyetik bir alan

İstanbul kendi başına bir gizemdir , bir gizem tarihi ve bir gizemler merkezidir her türlü ve her çeşidinden. Ve İstanbul yüzyıllardan beri süregelen , bir anlayışın buluşma noktasıdır , ölümsüzlerin , gizli ve bilinmeyen üstünlerin , bilgelerin , gizemcilerin vede şarlatanların uğrağıdır.

İçinde yaşadığımız bugünün İstanbul’unda gizliliklerini yitirmiş gibi görünen her türlü gizem , sihir , büyü ve fal açık bir piyasada sürülüyor.

Guy Fawkes

Monday, June 23rd, 2008

Guy Fawkes (13 Nisan 1570 – 31 Ocak 1606) - tam adı Guido Fawkes’tur- York şehrinde doğmuştu, ve Katolik bir İngiliz askeriydi. 5 Kasım 1605 - Barut komplosunda, Parlamento Binasını havaya uçurmakla görevliydi.

İngiliz tarihinin en büyük “vatan haini” olarak kabul edilen Fawkes, 1593’te Katolik oldu ve İspanyol ordusunun Hollanda’da bulunan birliğine katıldı. Kısa zamanda askeri zekâsıyla sivrilen Guy, 1604’te yurduna döndü. Burada Robert Catesby ve diğer komplocularla tanıştı. Muhafazakâr Protestan Kral I. James’e, kraliyet ailesine ve tüm diğer aristokratlara karşı yapılan ve İngiliz tarihinde “Barut komplosu” olarak bilinen olayda aktif olarak rol aldı.

İngiltere devlet yönetiminde ve Katolik monarşik rejimde kökten bir devrime gitmek amacıyla toplanan on iki komplocu, Westminister Sarayı’ndaki İngiliz Parlamento Binasını, o yılki -her sene ekim ya da kasım ayında tekrarlanan- aristokrasi zirvesinde havaya uçurmaya karar verdi. Komploculardan birinin saray çevresinden bir tanıdığına, 5 Kasım 1605 günü saraydan uzak durmasını tavsiye eden bir mektup göndermesi sonucu komplo ortaya çıkınca; Fawkes, 5 Kasım gece yarısı parlamento mahzenlerinde bol miktarda dolu barut fıçısıyla yakalandı. Çeşitli işkencelere maruz bırakılarak yandaşlarının adlarını vermek zorunda bırakıldı. Çıkarıldığı mahkemede vatan hainliğinden hüküm giyen Fawkes, 31 Ocak 1606’da sarayın karşısında asılarak idam edildi.

İngilizler, tarihlerindeki bu olayı ülkenin demokrasi zincirinde önemli bir halka olarak kabul ederler. Her yıl 5 Kasım gecesi, Birleşik Krallık ve krallığa ait diğer eyaletlerde komplonun başarısızlığa uğratılmış olması, Guy Fawkes Gecesi olarak şenliklerle kutlanır. Şenliklerde havai fişekler patlatılır, büyük fıçılar ateşe verilerek caddelerde yuvarlanır ve bu büyük vatan haininin cezalandırılmasını anmak için Guy Fawkes maskesi takılmış kuklalar yakılır. Günümüzde politikadan çok, eğlence amaçlı yapılan bir kutlamadır.


Ayrıca bakınız

  • Barut komplosu
  • Guy Fawkes Gecesi
  • V for Vendetta

Psikanaliz

Sunday, June 22nd, 2008

Psikanaliz Sigmund Freud’un çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesidir. Bir psikoterapi tekniği olarak psikanaliz, hastaların zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışır. Analistin amacı hastanın transferansın sorgulanmamış ya da bilinçdışı engellerinden, yani artık işe yaramayan ve özgürlüğü kısıtlayan eski ilişki kalıplarından, serbest kalmasına yardım etmektir.

Psikanaliz kuramı ortaya atıldıktan sonra ciddi eleştirilere maruz kalmıştır. Günümüzde psikanalizin bilimsel geçerliliği konusunda önemli şüpheler bulunmaktadır.


Tarihçe

Psikanaliz, 1890larda Viyana’da nevrotik ya da histerik belirtiler gösteren hastalara etkili bir tedavi bulmaya çalışan bir nörolog olan Sigmund Freud’dan miras kalmıştır. Bu hastalarla konuşmalarının sonucunda, Freud hastaların rahatsızlıklarının kültür tarafından kabul edilmeyen, sonuç olarak bastırılmış ve bilinçdışı cinsel doğanın arzu ve fantazilerinden kaynaklandığına inanmıştır. Kuramı geliştikçe, Freud da hastalarını tedavi ederken karşılaştığı olayları biçilendirmek ve açıklamak için sayısız sistem geliştirtirmiş ve kenara koymuştur.

Günümüzde Önemli Psikanaliz Okulları:

  • Kendilik Psikolojisi, diğer insanlarla kurulan karşılıklı empatik ilişkilerle dengeli bir kendilik hissinin gelişimini vurgular; Heinz Kohut
  • Lacancı psikanaliz, psikanalizi semiyotik ve Hegel’in felsefesi ile birleştirir;
  • Analitik psikoloji, daha çok tinsel bir yaklaşım taşır;
  • Nesne ilişkileri teorisi, bireyin içselleştirilmiş ve düşlenmiş diğerleri ile ilişkilerinin dinamiklerini vurgular; Margaret Mahler, Melanie Klein;
  • Kişilerarası psikanaliz, kişilerarası ilişkilerin küçük ayrıntılarının üzerinde durur; Harry Stack Sullivan
  • İlişkisel psikanaliz, kişilerarası psikanaliz ile nesne ilişkileri teorisini birleştirir; Stephen A. Mitchell, Jessica Benjamin, Jay R. Greenberg;
  • Modern psikanaliz, bir grup teorik ve klinik bilgi ile Hyman Spotnitz ve arkadaşları Freud’un teorisini geliştirmiş ve teoriyi tüm duygusal bozukluklar yelpazesine uygulanabilir hale getirmişlerdir. Modern psikanalitik müdahaleler öncelikli olarak hastada entellektüel bir içgörüü geliştirmektense hastaya duygusal-olgun bir iletişimi sağlamayı amaçlar.

Bu okulların çarpıcı farklı teorileri olsa da, çoğunluğu kendi kendini aldatmanın ve bireyin geçmişinin şimdiki ruhsal yaşamı üzerindeki güçlü etkilerinin önemini vurgulamaya devam ederler.

Bugün psikanalitik fikirler kültür içinde, özellikle çocuk bakımı, eğitim, yazınsal eleştiri, psikiyatri ve özellikle tıbbi ve tıbbi olmayan psikoterapi içinde gömülüdür.
Evrilmiş ana analitik fikirler olmasına rağmen, özellikle ilk teorisyenlerin yönergelerini takip eden gruplar vardır.


Teknik

Psikanalizin ana metodu, serbest çağrışımın transferans ve direnç analizidir. Analizana(hastaya), rahat bir halde, aklına gelenleri söylemesi söylenir. Burada, düşler, umutlar, dilekler ve fantaziler geçmiş aile yaşantısının birer anısı olarak ilgi konusudur. Genellikle, analist sadece dinler ve sadece profesyonel kanaati gerektiğinde, yani hasta için içgörü uyandırma fırsatı yakaladığında yorumlar. Dinlemede, analist empatik tarafsızlığı, yani güvenli bir ortam yaratmak için geliştirilen yargılamayan bir duruşu, korur. Analist, analizanın söyleminde ve davranışlarında beliren kalıp ve çekingenlikleri değerlendirirken, analizandan tüm dürüstlüğü ile bilincine ne gelirse konuşmasını ister.

Birçok klinisyen psikanalizi ciddi psikolojik bozukluğu olan olgular, örneğin psikoz, intihara meyilli depresyon ya da ağır tedavi edilmemiş alkolizm, için önermez. Bu tip hastalar “analiz-edilemez” olarak nitelendirilir. Tipik uygulamalar klinik depresyon ve kişilik bozukluklarını içerir.

Günümüz bazı psikanaliz şekilleri, kendine güveni artırma yoluyla hastalara özsaygı kazandırmakta, ölüm korkusu ve bu korkunun davranışlar üzerindeki etkilerini yenmekte, ve birbiriyle bağdaşmaz gibi gözüken ilişkileri sürdürmekte yardımcı olmaya çalışır.
Bireysel danışan seansları bir gelenek olarak kalsa da, psikanaliz bir grup terapi şekli olarak Harry Stack Sullivan tarafından uyarlandı.


Etkililik (Efficacy)

Şu an birçok psikanalist, analizin daha çok nevroz olguları ve kişilik ya da karakter sorunları yaşayan olgularda yararlı bir yöntem olduğunu iddia eder. Psikanalizin daha çok samimiyet ve ilişkilerin kökleşmiş sorunları ve oturmuş problemli yaşam kalıpları ile uğraşırken faydalı olduğuna inanılır. Terapötik bir tedavi olarak psikanaliz genellikle haftada üç ila beş görüşme ile sürer ve doğal ya da normal olgun bir gelişme için belli bir tedavi süresini gerekli kılar (üç ila beş yıl arası).

Geçmiş randomize kontrollü denemelerin analizi belirli psikiyatrik bozukluklarda psikanalitik tedavinin, tedavinin olmadığı durumlardan daha etkili olduğunu gösterir.[1]. Psikanalizin ve psikanalitik psikoterapinin etkililiği üzerine yapılan deneysel çalışmalar da psikanalitik araştırmacılar arasında belirginleşmiştir.

Bazı toplulukların psikodinamik tedavileri ile yapılan araştırmalar farklı sonuçlar vermiştir. Analist Bertram Karon ve arkadaşları tarafından Michigan Eyaleti Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma yeterli düzeyde eğitildikleri zaman psikodinamik terapistlerin şizofrenik hastalarda etkili olabileceklerini önermiştir. Daha yakın döneme ait araştırmalar ise bu önermeler hakkında şüphelidir. Şizofreni Hastaları Sonuçları Araştırma Grubu PORT) raporu etkililiğinin kanıtlanması için daha çok denemeye ihtiyaç duyulduğunu belirterek, psikodinamik terapinin şizofreni olgularında kullanılmasına karşı çıkmışlardır (öneri 22). Ancak, PORT’un önerisi deneysel çalışmalardan çok klinisyenlerin düşünceleri üzerine gelişmiştir ve deneysel veriler bu öneri ile çakışmamaktadır. (Özete bağlantı). Cochrane Kütüphanesindeki güncel bir medikal literatür çalışması (güncellenmiş özet) şizofreniyi tedavide psikodinamik psikoterapinin etkiliğini gösteren bir verinin olmadığı sonucuna varmıştır. Başka veriler de, örneğin cinsel suçluların tedavisinde psikanalizin etkili olmadığını (ve muhtemelen zararlı) göstermiştir.


Maliyet ve süre

Psikanalitik tedavinin Amerika Birleşik Devletleri’nde bir psikanaliz enstitüsünde bir psikanalist adayı ile seansı 10 dolardan kıdemli bir eğitim analisti ile seansı 250 dolara kadar değişebilen bir maliyeti vardır.

Tedavinin süresi değişkendir. Kimi psikodinamik yaklaşımlar, örneğin Kısa ilişkisel terapi ve Kısa süreli psikodinamik terapi tedaviyi 20-30 seans ile bitirir. Geleneksel psikanaliz tedavisi daha uzun bir zaman alır, yaklaşık 3-5 yıl. Tedavi süresinin uzunluğu hastanın ihtiyaçlarına göre değişkenlik gösterir.


Eğitim

Psikanalizin tarihi boyunca az sayıda istisnalar dışında, birçok psikanaliz topluluğu üniversite zemininin dışında varolmuştur.

Psikanalitik eğitim çoğunlukla bir psikanaliz enstitüsünde gerçekleşir ve bu eğitim 4-10 yıl sürebilir. Bir psikanalistin eğitimi dersleri, hasta tedavilerinde aldığı süpervizyonu ve 4 yıl ya da daha fazla sürebilen kişisel analizini kapsar.

Profesyonel psikanaliz dünyasında devam eden bir tartışma psikanalitik eğitime girecek olan adayların niteliklerinin neler olması gerektiğini yönündeki kaygılardır. Freud, sosyal bilimlerden gelen ve tıp eğitiminden gelmeyen adayların da hekimler kadar eğitime hazır olduklarına inanmıştır.

Amerikan Psikanaliz Derneği, yakın bir zamana kadar psikanaliz eğitimini tıp doktorlarıyla sınırlamıştı. Geniş tartışmalar ve yasal mücadelelerden sonra psikanalitik eğitim diğer ruh sağlığı uzmanları, örneğin psikologlar ve klinik sosyal çalışmacılar, için açık hale geldi. Şu an ABD’de, edebi çalışmalar ya da felsefe gibi disiplinlerden gelen adaylar için eğitim veren kısıtlı sayıda enstitü vardır. Öbür taraftan, Avrupa’daki ve Latin Amerika’daki birçok enstitü formal klinik eğitim almayan adayları programlarına kabul etmektedir.


Klasik Psikanalitik Kuram

Freud’un orijinal görüşleri klasik psikanalitik kuramı oluşturur. Kuramda zihnin yapısı, psişik öğeleri, kişiliğin gelişimi ve değişimi dinamik bir bakış açısından anlatılır.

Psikanaliz genel olarak aşağıdaki hipotezlerden oluşur:

  • İnsan gelişimi en iyi cinsel arzunun değişen nesneleri yoluyla anlaşılabilir.
  • Psişik sistem alışılmış olarak cinsel ve saldırgan istekleri baskılar ve bu istekler düşüncelerin bilinçdışı sistemlerinde saklanır.
  • İstekler üstündeki bilinçdışı çatışmalar kendilerini rüyalarda, dil süçmelerinde ve diğer belirtilerde ifade eder.
  • Bilinçdışı çatışmalar nevrozun kaynağıdır.
  • Nevroz, psikanaliz yoluyla bilinçdışı isteklerin ve bastırılmış olanın bilince geri getirilmesi ile tedavi edilebilir.


Bilinçdışı ve psişik yapılar

Bilinçdışı ile dürtülerin farkındalık dışında olduğu zihinsel işlevler bölümü kastedilir. Psikanalitik bilinçdışı, popüler bir kavram olan bilinçaltına benzer ama aynı değildir. Psikanaliz için, bilinçdışı bilinçte olmayan her şey değildir. Örneğin, motor becerileri, istemdışı fizyolojik hareketler değil ancak bilinçli aktif düşüncedeki bastırılanlardır. Ayrıca, önyargı gibi otomatik süreçlerin örnekleri ve şimdiki ilişkilerin üzerindeki geçmişin etkileri bilinçdışıdır.

Freud’a göre, psikolojik bastırma yoluyla aklın ötesine taşınan kültür tarafından kabul edilmeyen düşünceler, arzular ve istekler, travmatik yaşantılar ve acı veren duyguların deposu bilindışıydı. Ancak, içerik her zaman olumsuz olmak zorunda değildi. Psikanalitik bakış açısına göre, bilindışı sadece kendi etkileri ile farkedilebilen bir güçtü - kendini belirtilerle ifade ederdi.

Freud’un daha sonra geliştirdiği “yapısal teorisi”ne göre ego, superego ve id zihnin bölümleridir. “İd” “ilkel arzuları” (cinsellik, saldırganlık, açlık vs.) saklayan, “süperego” içselleştirilmiş norm, ahlak ve tabuları kapsayan, ve “ego” bu iki bölümün arabulucusu ve kendilik duygusuna yol veren bölümdür.


İd

İd, doğuştan vardır ve psişik enerjinin kaynağıdır. İlkel arzular; açlık, su, dışkılama, cinsellik ve ısınma, için temel güdüler İd’de saklıdır. Freud, bu psişik enerjinin bebeğin doğuştan getirdiği biyolojik bir enerji olduğunu söyler. Libido adını verdiği bu biyolojik enerji, bebeğin büyüyüp geliştiği süreçte psişik bir enerji haline gelir. Kurama göre, bu süreç bebeğin bilinç düzeyinde değildir, bilinçdışı olarak gerçekleşir.

İd, haz ilkesi (pleasure principle) ile hareket eder ve amaç bir an önce doyuma ulaşmaktır. Amaca ulaşamamak ve bu yolda engellenmek gerginliğe neden olur ve bunu yenmek için gösterilecek çabayı körükler. Freud’a göre, doyuma ulaşmak ve gerginliği azaltmak için bir yolu birincil süreç (primary process) düşüncedir. Buna göre, istenilen ve arzu edilen şey düşlenerek doyuma ulaşılır.


Ego

Ego, İd’den sonra gelişen bir diğer yapıdır. Bebeğin altıncı ayından itibaren İd’den kaynaklanarak gelişmeye başlayan Ego, bilinci ve gerçekliği temsil eder. Enerjisini İd’den alır ve aldığı bu enerjiye göre şekillenir. İd’in doyuma ulaşmak için kullandığı birincil süreç tarzı düşüncenin yerini ikincil süreç (secondary process) tarzı düşünceye bıraktığı yerdir. Düşleyerek yaşamanın mümkün olmadığını söyleyen Ego, devreye düşünme, karar verme ve planlama yetilerini sokar. İd’in sabırsızca doyum elde etme ve düşlemlerini daha gerçekçi yapıya dönüştüren Ego, gerçeklik ilkesine (reality principle) göre çalışır.


Süperego

İd ve Ego’dan sonra Süperego yapısı oluşur. Çocuk konuşmayı ve kültürü öğrenmeye başladıkça Süperego’su gelişir. Büyüme aşamalarının her birinde kültürü (babanın dilini), normları, sembolleri, kuralları, yasakları öğrenir ve içselleştirir. Vicdani yapısı gelişen çocuk, çevresi tarafından kimi zaman onaylanır, kimi zaman onaylanmaz. Bakıcıları tarafından kabul edilmeyen şeyleri farkeder ve onaylanmamaktan kaçınır. Örneğin, bakıcıları tarafından onaylanmak için yatağını ıslatmamayı öğrenir ve bundan haz duyar.


Kişiliğin Dinamiği

Klasik psikianalize göre, bu üç ruhsal yapı çok karmaşık ilişkilerle ve sistematikle insan gelişimini belirler ve kişiliğini oluşturur. Bu üç yapı sürekli olarak, birbirinden kaynaklanan ve birbiriyle etkileşen dinamik bir yapıdır(kişiliğin dinamiği). Bu dinamik yapı, Freud’un görüşlerini takip edenlerin ve geliştirenlerin kendilerini psikodinamik kuramcılar olarak tanımlamalarını da yol açmıştır.

Breuer ile birlikte Freud, histeri vakaları üzerinde yoğunlukla çalışmış ve kuramını geliştirmiştir. Hastalarından edindiği bilgiler doğrultusunda, Freud farkında olunmayan bilinçdışı gelişen ve etkileşen güçlerin olduğu varsayımını kabul etmiştir. Bu durumda, İd ve Süperego’nun çalışmaları bilinç düzeyindedir ve kişi bu etkileşimin farkında değildir. Ego, birincil düzeyde biliçlidir ve biliçdışı gerçekleşen savunma mekanizmaları ile kişiyi yoğun kaygı ve çatışmadan korur.


Etkileri

Psikanalizden etkilenmiş olan psikanalist ve teorisyenler, filozof ve yazınsal eleştirmenler: Alfred Adler, Karl Abraham, Franz Alexander, Lou Andreas-Salomé, Jacob Arlow, Michael Balint, Therese Benedek, John Benjamin, Bruno Bettelheim, Edward Bibring Wilfred Bion, John Bowlby, Charles Brenner, Abraham A. Brill, Ruth Mack Brunswick, Helene Deutsch, Françoise Dolto, Kurt R. Eissler, Erik Erikson, Ronald Fairbairn, Pierre Fédida, Otto Fenichel, Sandor Ferenczi, Anna Freud, Sigmund Freud, Erich Fromm, Frieda Fromm-Reichmann, Merton Gill, Andre Green, Ralph R. Greenson Heinz Hartmann, Edith Jacobson, Ernest Jones, Carl Jung, Otto Kernberg, Paulina Kernberg, Melanie Klein, Heinz Kohut, G. Stanley Hall, Paula Heimann, Karen Horney, Luce Irigaray, Susan S. Isaacs, Julia Kristeva, Jacques Lacan, Jean Laplanche, Bertram D. Lewin, Hans Loewald, Rudolf Loewenstein, Margaret Mahler, Adolf Meyer, Donald Meltzer, Karl Menninger, Stephen A. Mitchell, Sandor Rado, Otto Rank, Theodor Reik, Joan Riviere, Herbert Rosenfeld, David Rapaport, Harold F Searles, Hanna Segal, Roy Schafer, Melitta Schmideberg, Sabina Spielrein, Rene Spitz, Daniel N. Stern, Robert J Stoller, Harry Stack Sullivan, Neville Symington, Viktor Tausk, Frances Tustin, Vamık Volkan, Donald Winnicott, ve Slavoj Zizek.


Kaynakça

  • Bu madde http://en.wikipedia.org/wiki/Psychoanalysis sayfasından çeviriler taşımaktadır.
  • Davison Gerald, C. & Neale, John M. (ed. İhsan Dağ). (2004). Anormal Psikolojisi. Türk Psikologlar Derneği Yayınları: Ankara.
  • Jean Laplanche et J.B. Pontalis : “The Language of Psycho-Analysis”, Editeur: W. W. Norton & Company, 1974, ISBN 0-393-01105-4
  • John Kafka : “Multiple Realities in Clinical Practice”, Publisher: Yale University Press, 1989, ISBN 0-300-04350-3
  • Pierre Fédida: “Dictionary of Psychoanalysis”, Publisher: French & European Pubns; 2nd edition 1988, Language: English, ISBN 0-8288-2215-8
  • Berman, J. (2003). [Review of the book The writing cure: How expressive writing promotes health and well-being. [Electronic version]. Psychoanalytic psychology, 20(3), 575-578.
  • Brenner, C. (1954). An elementary textbook of psychoanalysis.
  • John Steiner : “Psychic Retreats” (…) relative peace and protection from strain when meaningful contact with the analyst is experienced as(…), Publisher: Routledge; 1993, ISBN 0-415-09924-2
  • Corey, G. (2001). Theory and practice of counseling and psychotherapy. (6th ed.). Belmont, CA: Brooks/Cole Thompson Learning
  • Hanna Segal : “The Work of Hanna Segal: A Kleinian Approach to Clinical Practice (Classical Psychoanalysis and Its Applications) ” Publisher: Jason Aronson, 1993), ISBN 0-87668-422-3
  • Seymour Fisher,, The Scientific Credibility of Freud’s Theories and Therapy, Columbia University Press (October, 1985), trade paperback, ISBN 0-231-06215-X
  • Sabina Spielrein : “Destruction as cause of becoming”, 1993, ASIN B0006RF20A
  • Robert Stoller : “Presentations of Gender” , Publisher: Yale University Press; edition 1992, ISBN 0-300-05474-2
  • Edith Jacobson : “Depression; Comparative Studies of Normal, Neurotic, and Psychotic Conditions”, Publisher: International Universities Press , 1976, ISBN 0-8236-1195-7
  • Firestone, R.W. (2002). “The death of psychoanalysis and depth therapy.” [Electronic version]. Psychotherapy: Theory, Research, Practice, and Training, 39(3), 223-232.
  • Rene Spitz : “The First Year of Life: Psychoanalytic Study of Normal and Deviant Development of Object Relations”, Publisher: International Universities Press, 2006, ISBN 0-8236-8056-8
  • Otto Kernberg : “Severe Personality Disorders: Psychotherapeutic”, Publisher: Yale University Press; edition 1993, ISBN 0-300-05349-5
  • Kramer, Peter D., Listening to Prozac: A Psychiatrist Explores Antidepressant Drugs and the Remaking of the Self ISBN 0-670-84183-8.
  • Herbert A Rosenfeld: * “Impasse and Interpretation: Therapeutic and Anti-Therapeutic Factors in the Psycho-Analytic Treatment of Psychotic, Borderline, and Neurotic Patients”, Publisher: Tavistock Publications, 1987, ISBN 0-422-61010-0
  • Luhrmann, T.M., Of Two Minds: The Growing Disorder in American Psychiatry ISBN 0-679-42191-2.
  • André Green : “Psychoanalysis: A Paradigm For Clinical Thinking” Publisher: Free Association Books, 2005, ISBN 1-85343-773-5
  • Thomson, C.L, Rudolph L.B., & Henderson, D. (2004). Counseling children. (6th ed.). Belmont, CA: Brooks/Cole Thompson.
  • Tori, C.D. & Blimes, M. (Fall 2002). Cross-cultural and Psychoanalytic Psychology: The Validation of defense measure in an Asian population. [Electronic version]. Psychoanalytic psychology, 19(4), 701-421.
  • Jose Bleger “Symbiosis and Ambiguity: The Psychoanalysis of Very Early Development”, Publisher: Free Association Books, 1990, ISBN 1-85343-134-6
  • Psychoanalytic Theory: An Introduction, by Anthony Elliott, an introduction that explains psychoanalytic theory with interpretations of major theorists [2]
  • Harold F Searles : “Collected Papers on Schizophrenia and Related Subjects” , Publisher: International Universities Press, 1966, ISBN 0-8236-0980-4
  • Heinz Kohut : “Analysis of the Self: Systematic Approach to Treatment of Narcissistic Personality Disorders”, Publisher: International Universities Press, 2000, ISBN 0-8236-8002-9
  • The Psychoanalytic Movement: The Cunning of Unreason, by Ernest Gellner. A critical view of Freudian theory. ISBN 0-8101-1370-8
  • Mitchell, S. & Black, M. (1995). Freud and Beyond: A History of Modern Psychoanalytic Thought ISBN 0-465-01405-4)
  • Donald Meltzer “The Kleinian Development (New edition)”, Publisher: Karnac Books; Reprint edition 1998, ISBN 1-85575-194-1
  • Donald Meltzer : “Dream-Life: A Re-Examination of the Psycho-Analytical Theory and Technique” Publisher: Karnac Books, 1983, ISBN 0-902965-17-4
  • Heinrich Racker : “Transference and Counter-Transference”, Publisher: International Universities Press, 2001, ISBN 0-8236-8323-0
  • Donald Winnicott : “Playing and Reality”, Publisher: Routledge; edition 2005, ISBN 0-415-34546-4
  • Walter Bromberg, M.D.
    • “The Mind of Man: The Story of Man’s Conquest of Mental Illness”, 1938.
    • “The The Mind of Man. A History of Psychotherapy and Psychoanalysis”, 1954.
    • “From Shaman to Psychotherapist: A History of the Treatment of Mental Illness”, 1976.


Psikanaliz Eleştirileri

  • Borch-Jacobsen, M (1996). Remembering Anna O: A century of mystification. London, Routledge. ISBN 0-415-91777-8
  • Cioffi, F. (1998). Freud and the Question of Pseudoscience. Open Court Publishing Company. ISBN 0-8126-9385-X
  • Erwin, Edward, A Final Accounting: Philosophical and Empirical Issues in Freudian Psychology ISBN 0-262-05050-1
  • Fisher S., Greenberg RP. (1977), The Scientific Credibility of Freud’s Theories and Therapy. New York: Basic Books, 1977.
  • Fisher S, Greenberg RP. (1996), Freud Scientifically Reappraised: Testing the Theories and Therapy. New York: John Wiley, 1996.
  • Gellner, Ernest, The Psychoanalytic Movement: The Cunning of Unreason. A critical view of Freudian theory. ISBN 0-8101-1370-8
  • Grünbaum, Adolf (1979), Is Freudian Psychoanalytic Theory Pseudo-Scientific by Karl Popper’s Criterion of Demarcation?, “American Philosophical Quarterly”, 16, Ap 79, s.131-141.
  • Grünbaum, Adolf (1985) The Foundations of Psychoanalysis: A Philosophical Critique ISBN 0-520-05017-7
  • Janov, Arthur, “Grand Delusions.” Chapter 8: Freud’s theory as therapy: The talking cure that doesn’t heal. [3]
  • Loftus, EF & Ketcham, K. (1994) The Myth of Repressed Memory. NY: St. Martin’s Press.
  • Macmillan, Malcolm, and Frederick Crews, Freud Evaluated: The Completed Arc ISBN 0-262-63171-7
  • Morley S, Eccleston C, Williams A. (1999) Systematic review and meta-analysis of randomized controlled trials of cognitive behaviour therapy and behaviour therapy for chronic pain in adults, excluding headache. Pain. 1999 Mar;80(1-2):1-13.
  • Webster R. (1995). “Why Freud was wrong ?”, Basic Books, Harper Collins, NY NY. ISBN 0-465-09128-8
  • [4] Skeptic sözlüğün psikanaliz için verdiği sonuçlar
  • [5] Skeptic sözlüğün bastırılmış hafıza (repressed memory) için verdiği sonuçlar


Dış Bağlantılar

  • PSY-LOG: The Psychoanalytic Web Directory
  • Freud Terimleri Sözlüğü
  • Freud’un psikolojik çalışmalarının özeti
  • Amerikan Psikanaliz Derneği
  • Avusturya Psikanaliz Topluluğu
  • Kanada Psikanaliz Topluluğu
  • İçgörü Psikoterapi Merkezi
  • Uluslararası Psikanaliz Derneği
  • Uluslararası Psikanalitik Çalışmalar Örgütü
  • Journal of the American Psychoanalytic Association online
  • Lacan Dot Com
  • Londra Psikoterapi Merkezi
  • Manhattan Psikanaliz Enstitüsü
  • New York Freud Topluluğu
  • New York Psikanaliz Topluluğu & Enstitüsü
  • San Fransisco Psikanaliz Topluluğu & Enstitüsü
  • Seattle Psikanaliz Topluluğu & Enstitüsü
  • Sigmund Freud - Yaşamı ve Çalışmaları
  • Psikanaliz üzerine birçok makale içeren bir site

Mersa Matruh Savaşı

Sunday, June 22nd, 2008

Mersa Matruh Savaşı, II. Dünya Savaşı’nın Kuzey Afrika Cephesi’nde, Mihver güçleri ile Birleşik Krallık 8. Ordu’su arasında 26 Haziran 1942 tarihinde gerçekleşen savaştır.


Öncesi

Gazala Savaşı’ndaki yenilginin ardından 8. Ordu’nun geri çekilmesinde, Sallum-Halfaya Geçidi hattında mevzilenmek kararı verilmişti. 8. Ordu komutanı General Ritche, 21 Haziran 1942 tarihinde Tobruk’un düştüğü haberini alınca, zaman kazanmak açısından daha gerideki Mersa Matruh hattına çekilmeye karar vermiştir. 25 Haziran tarihinde üst komutanı General Auchinleck, General Ritche’i görevden alarak 8. Ordu’nun komutasını kendi uhdesine almış ve daha gerideki El Alameyn mevzilerine çekilmeye karar vermişti. Ancak Erwin Rommel’in hızı, Mersa Matruh’tan çekilmeye fırsat vermemiş, Birleşik Krallık kuvvetleri bu mevzilerde savaşı kabul etmek durumunda kalmışlardır.

Mersa Matruh mevzilerini General Holmes’in komutasındaki 10. Kolordu ile General Gott’un 13. Kolordusu savunmak durumundadır. İki kolordu arasında 15 km.lik mayın sahası vardır.

Rommel, 26 Haziran 1942 günü öğleden sonra Mersa Matruh istihkamına karşı saldırıya geçmiştir. İtalyan Ariete ve Trieste tümenleri ile 15. Panzer Tümeni İngiliz mevzilerine cephe taarruzu başlatarak 10. ve 13. İngiliz kolordularını sabitlerken Rommel’in eksik kadrolu 90. Hafif Tümen’i ile 21. Panzer Tümeni iki koldan aradaki mayınlı araziye dalmışlardır. 90. Hafif Tümen’in ilerleme hattı daha sığ bir mayın alanıdır ve daha hızlı ilerleyebilmişlerdir. 21. Panzer Tümeni ise daha yavaş ilerlemişti ve mayınlı sahayı geçince keskin bir dönüş yaparak Yeni Zelanda Tümeni’ne taarruz etti. Uğradığı kayıplara rağmen bu tümen dağılmamıştır ama çekilme hattı kesilmiştir.

Cephe taarruzunda bulunan 15. Panzer Tümeni, İngiliz tanklarınca engellendi ve belirgin bir ilerleme sağlayamadı. Buna karşın 21. Panzer Tümeni’nin derinlemesine geri hatlara ilerlemesi her iki İngiliz kolordusunu zor duruma düşürmüştür. Her iki kolordu da geri çekilmeye başladılar ama çok kısa sürede bu çekilme bir bozguna dönüştü. Üstelik her iki kolordu da diğerinin geri çekilmekte olduğunu bilmiyordu. İngiliz birliklerinin üçte ikisi izleyen gecenin karanlığında çemberden çıkmışlardır. Güneyde Yeni Zelanda Tümeni motorize bir tümendir ve İngiliz hava kuvvetlerinde belirgin bir biçimde destek almıştır. Ancak kuzeyde Hint ve Güney Afrika tümenlerinin bu olanakları yoktur. Tüm kadrosuyla, ellerine ne geçtiyse onunla savaşarak gece boyunca çekilmişlerdir.